İs Kokusu

Ciğerlerime kadar indi is kokusu, zehirliyor bedenimi. İçim içimi yiyor. Yanan ağaçlara mı, kurda kuşa mı, evi hatıraları kül olmuş insanlara mı, canından olan görevli ve gönüllülere mi? Hangisine daha çok içim acıyor bilmiyorum. 

 

Görüntüler çok can yakıcı, sosyal medyaya bakamıyorum artık. Ateşe doğru giden ineklerine “gitmeyin” diye haykıran adamın sesi kulaklarımda çınlıyor hala. 

 

Uçağımız var mıydı, yok muydu tartışmaları hepten can sıkıcı. Doğru bilgiyi ancak bu can pazarından çıktığımızda tarafsız olduğuna inandığımız uzmanlar konuştuğunda edinebileceğiz. Ama benim bir vatandaş olarak isyanım bu konuda ihale açılmanın gerekliliğine! Tartışmaları ve yangın görüntülerini izlerken aklımda hep neden Orman Bakanlığının bünyesinde kendi yangın filosu yok ta böyle bir konu için ihale prosedürleri ile uğraşılıyor sorusu dönüp duruyor. Bakanlığa ait öyle bir filo olmalıydı ki, bir yerde çıkan yangına uçak, helikopter… ne gerekiyorsa, arazi şartları hangisine uygunsa oraya onlarcası ulaşıp su dökebilmeliydi. Büyük Devlet olmak bunu gerektirirdi, bize bu yakışırdı. Üzüntüm, öfkem birbirine karışıyor, hangisi daha yoğun anlamıyorum. Ama daha çok kırgın ve yılgın hissediyorum kendimi. Siyasetin çürümüşlüğü yılgınlığımı perçinliyor. İktidar kötü, yanlışları çok. Peki ya muhalefet! Siz çok mu iyisiniz muhalefet temsilcileri? Eleştirdiğiniz kanunlar çıkarken neden olmanız gereken yerde değilsiniz, neden oy kullanıp o kanunun geçmesine engel olmuyorsunuz? Şu son çıkan kanundan söz ediyorum. Hani yanan alanların imara açılmasını kolaylaştıracağını anlatıp “bunu da yaptılar” diyerek Meclis’te kanun oylanırken orada bulunmayan muhalefet milletvekilleri! Siz çok mu iyisiniz, hepiniz aynısınız be! Ülkemizi bu hale sizin, hepinizin çürümüş siyaset anlayışınız getirdi. Derelerimizi, denizlerimizi, ormanlarımızı siz yok ettiniz. Hepiniz beraber. Ülkemizin 3 tarafı denizlerle çevrili, ama denizi müsilajla siz kaplattınız, sulak alanlarımızı siz kuruttunuz, nehirlerimizi siz kirlettiniz, ormanlarımızı siz yok ettiniz. Hepiniz. Yereli, geneli, gelmiş geçmiş tüm siyasetçiler. Elinize sağlık!

Siyaset çürümüş te biz değil miyiz? Ormana yürüyüşe gidip çöpünü oraya atan, pikniğe gidip mangalını söndürmeyen,bir daha hiç gelmeyecek gibi bütün pisliğini orda bırakan, arabayla giderken içtiği sigaranın izmaritini yoldan fırlatan biz değil miyiz? Sen, ben, öteki. Hepimiz aynıyız! Biz böyle olduğumuz için siyasetimiz de böyle. Biz buyuz, bu kadarız. Ne kadar ekmek o kadar köfte!

 

Ortalık yangın yeri denir ya kötü durumları anlatmak için, bu günlerimizi anlatmaya hangi deyim yeter bilemiyorum. Ülkemin güneyinde yangın, doğusunda sel, arada depremler oluyor, pandemiyi saymıyorum bile… 

 

Bu arada uzmanların sosyal medyadaki paylaşımlarına rastlıyorum. Prof.Dr.Mikdat Kadıoğlu yangın söndürmek için uçaklardan atılan suyun buharlaştığını ve yeterli etkiyi göstermediğini belirterek özel kimyasalların atılması gerektiği bilgisini paylaşıyor. Prof.Dr.Doğanay Tolunay yanan yerlerin kendi haline bırakılması gerektiğini, 1 yıl sonra doğanınkendini onarma gücüyle yeniden yeşereceğini belirtiyor. Kulak vermek lazım. Bizim gibi orman varlığı çok olan bir ülkenin bu önemli bilgilere zaten çoktan sahip olması gerekmez miydi? Bu bile acınası bir durum değil mi? 

 

Dilerim tez zamanda bu yangınlar söndürülür de rahat bir nefes alırız. Üzülmekten yorulduk artık. Allah bu zor zamanlarda çalışan tüm insanlarımıza yardımcı olsun. Tüm ülkemize geçmiş olsun.