Salgınla Geçen 1 Yıl

Corona virüs salgınından söz ettiğimi belirtmeme gerek var mı bilmiyorum. Virüsü konu alan ilk yazımı geçtiğimiz Haziran ayında (https://wordpress.com/post/sibelagigunerhan.wordpress.com/1020), normalleşme kararları alındıktan sonra yazmıştım. İkinci yazımı ise Ekim ayında, okulların açılmasından sonra. (https://wordpress.com/post/sibelagigunerhan.wordpress.com/10289). Şimdi, Mart ayındayız. Aradan tam 1 yıl geçti ve yeni normalleşme sürecindeyiz.

Kimileri şanslıydı, çalışacak işleri vardı; kimileri daha şanslıydı, evden çalışma olanağına sahiplerdi. Kimileri şanssızdı, işsiz kaldılar bu süreçte. Asıl şanssız olanlarsa hayatını kaybedenler ve onların yakınlarıydı. Keşke aşı daha önce bulunabilmiş olsaydı ve herkese yetecek miktarda olsaydı. Ama keşkelerle yaşanmıyor işte.  

Dile kolay, tam 1 yıldır evdeyiz. Biz kendimizi virüsten koruyabildik, en azından bu güne kadar. Umarım bundan sonra da virüs kapmadan atlatırız salgın sürecini. Evde kalma sürecini çekirdek aile olarak ben, eşim ve kızım bir arada geçirdik.  Ailelerimizle seyrek görüştük.

Şanslıydık, insanlarla toplu halde bulunmamızı zorunlu kılan bir durum oluşmadı hiç. Eşim evden yürüttü işlerini. Gece geç saatlere kadar süren ders hazırlığı dışında toplantılar, proje görüşmeleri vb. dolayısıyla yemek saatleri dışında göremedik yüzünü. “Ben hayatımın hiçbir döneminde bu kadar çalışmak zorunda kalmadım” diye ifade ediyor kendi durumunu. Ki, ben de 20 yıla yakın evliliğimiz sürecinde gözlemlediğim kadarıyla benim tespitim de aynı yönde.

Kızımın da online dersleri oldu bu süreçte, enerjisini atması için de spora devam etti. Öğretmeni ve arkadaşlarıyla ekrandan da olsa görüşme olanağı bulması onu mutlu ediyordu. Dersler için ön hazırlık süreci, malzeme temini, deneyler, etkinlikler, ardından koştur koştur spora gitmek zaman zaman zorlayıcı olsa da kızımız için her şeye değer.       

Okullar 2 Mart 2021 tarihi itibarı ile açıldı yeniden. Haftada 4 gün, 3’er saat olmak üzere gidiyor kızımız okula. En son okula 30 Ekim tarihinde gitti. O gün yaşanan depremin ardından okullar tatil edilmişti. Salgın nedeniyle ülke genelinde okulların kapanmasıyla birlikte toplamda 5 ay okula hasret kaldı. Eskiden okula zor giren kızım şimdi koşarak giriyor, bu da beni çok mutlu ediyor.

Maske, mesafe ve hijyen üçlüsü arasında beni en zorlayanı maske kullanımı oldu. “Doğuştan mesafeli” olduğumdan mesafe konusu benim için hiç problem değildi. Hijyen zaten hep vardı hayatımda, çocukluğumdan beri. Maskesiz günlere bir an önce dönmeyi dilesem de bunun kolay olmayacağının farkındayım.

Pandemi sürecini sağlıklı geçirdik geçirmesine ama psikolojik olarak yorulduk. En azından ben kendi adıma bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eskiden kırk yıl insan görmesem yaşarım sanırdım. Evde olmaktan da yalnız olmaktan da şikayetim olmazdı pek. Ama pandeminin bizi mahkum ettiği yalnızlık bana bile fazla geldi. Artık ben de sosyalleşmek ve insanlarla bir arada olmak istiyorum. Eskiden annemi arkadaşsız duramadığı için anlamazdım, meğer öyleymiş, insansız olmuyormuş. Bu duyguları pandeminin etkisiyle mi yaşıyorum, yoksa giderek anneme mi benziyorum bilmiyorum. Ama her ne olursa olsun, sosyalleşmek bir ihtiyaçmış ve annem haklıymış.